bilinmesi gerekenler

9/11/2005 - el-Kaide diye bir örgüt yok!!!

El Kaide Diye Bir Örgüt Yok

 

Küçük bir örgütün dünyaya mağaradan şekil verdiğini kabul etmek çok saçma. Terörü devletler yapıyor. El Kaide, CIA operasyonunun kod adıdır.

Küçük bir örgütün dünyaya mağaradan şekil verdiğini kabul etmek çok saçma. Terörü devletler yapıyor. El-KAİDE, CIA operasyonunun kod adıdır. Çatışma, Bush’un ABD’siyle İslam’da örgütlenen küresel sermaye arasında. El Kaide, Bush’un provokatörü. Küresel sermayenin ılımlı İslam’ını tasfiye ediyor Adamı gizli servis için angaje eder, al şu çantayı götür dersiniz. Uzaktan kumandayla da çantayı patlatırsınız. Alın size bir intihar bombacısı işte..

        

         -Neden Mahir Kaynak?

 

Bütün dünyanın dengelerini, ilişkilerini, hatta yaşama biçimini, anlayışını ve kültürünü sarsan, değişime zorlayan büyük terör olayları yaşanıyor. Bu terör olaylarının her birinin altında da El Kaide imzası var. El Kaide, yeryüzünde istediği her yeri istediği zaman vurabiliyor, yeryüzünün her tarafında eylemleriyle görünebiliyor ama yeryüzünün hiçbir yerinde görülmüyor ve yakalanmıyor. Dünyanın bütün devletleri istihbarat da dahil ellerindeki bütün güçlerle bu örgütü yakalamaya çalışıyor ama yakalayamıyor. Sanki bütün dünyadan daha güçlü bir örgütle karşı karşıyayız. Bu örgütün yaptığı terör eylemlerinin somut bir amacı ve somut bir talebi de yok. Bu nedir peki? Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Dünyadan daha güçlü bir örgüt nasıl hiç görülmeden var olabilir? Bu anlaşılmaz ve açıklanması neredeyse imkânsız görüntünün arkasındaki gerçekleri, ihtimalleri, El Kaide’nin ne ve kim olduğunu, kim tarafından desteklendiğini, amacını, hangi siyasi çekişmenin içinde yer aldığını eski bir istihbaratçı olan Mahir Kaynak`a sorduk. Üniversitede 20 yıl iktisat profesörlüğü yapan ve 10 yıl MİT’te çalışan Kaynak, bilinen iddialardan değişik ve tartışılacak görüşler ileri sürdü.

          Dünya yine El Kaide paniği yaşıyor. Bu örgüt dünyanın her tarafında kendi varlığını gösterebiliyor ama dünyanın hiçbir yerinde görülmüyor ve bulunmuyor. Bu öyle bir terör örgütü ki, tarifi, tanrının tarifine benziyor. Dünyanın her yerinde var olabilen ve dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir örgütten söz edildiğinde, bir istihbaratçı ne düşünür?  Bu örgütün olmadığını düşünür.

-El Kaide diye bir örgüt yok mu? Bu terörü başkaları yapıyor da, biz olmayan bir örgütü mü arıyoruz?

         El Kaide diye bir örgüt yok. Eğer bir örgütten bahsediyorsanız, bu örgütün siyasal bir hedefi olması gerekir. El Kaide’nin hedefi nedir sorusunun daha cevabı yok. Kimse El Kaide’nin hangi somut hedefe ulaşmak istediğini bilmiyor. Oysa İRA, ETA gibi terör örgütlerinin somut hedefleri ve somut coğrafi alanları vardır. Ayrıca bunların bir kadrosu ve bir örgüt yapısı da vardır. El Kaide`de bu unsurların hiçbiri yok. Ne kadrosu var, ne de coğrafi bir alanı. Bütün dünya eylem alanları bunların.

-El Kaide’nin bir dönem Afganistan`da kurulan Taliban düzenini bütün İslam dünyasında kurmayı hedeflediği söyleniyor. Sizce El Kaide’nin böyle bir amacı yok mu?

Bir amaç ile eldeki araçlar arasında uyum olması gerekir. Elinize bir topluiğne alıp ‘Ben adam öldüreceğim’ derseniz olmaz. El Kaide’nin kendi gücüyle, İslam dünyasında öngördüğü rejimi kurması mümkün değil. Ne gücü, ne kadrosu, ne de destekleyicisi var. Aslında El Kaide diye bir örgüt yok. El Kaide, bir istihbarat servisinin yaptığı operasyonun kod adıdır. Bu yüzden de bizim önce yapılan bu operasyonu deşifre etmemiz gerekir. Çünkü El Kaide operasyonuyla dünyada bir siyasi sonuç yaratılmak isteniyor.

-El Kaide terörüyle nasıl bir siyasi sonuç yaratılıyor sizce?


          El Kaide eylemlerinden çıkan tek siyasi sonuç, Batı dünyasında bir İslam aleyhtarlığının doğuşudur ve İslam`ın terörle özdeşleşmesidir. Böyle bir siyasi sonuç niçin isteniyor ve bunu kim istiyor sorusunun cevabını bulmalıyız. Çünkü El Kaide`nin eylemleri dünyadaki dengeleri değiştiriyor. Küçük bir örgütün dünyaya şekil verdiğini kabul etmek kadar saçma bir şey olamaz. Bu büyük bir operasyondur. Öyle ki, dünyada, halklar nezdinde, İslam karşıtı bir cephe oluşuyor her şeyden önce. İslam karşıtı bir cephe oluşturularak ne elde edilmek isteniyor? Bakın, bugün dünyadaki yeni dengenin nasıl kurulacağıyla ilgili iki ayrı yaklaşım var. Biri, küresel sermayenin yaklaşımı. Diğeri Bush`un Amerikası`yla Putin`in Rusyası`nın yaklaşımı. Küresel sermayenin yaklaşımı, Huttington`ın `Medeniyetler Çatışması` tezini benimsiyor. Dünyayı Batı medeniyeti ve onun dışında kalanlar diye ayrıştırıyor ve `Dünyadaki yeni denge, Batı dünyasıyla diğerleri arasında kurulsun` diyor. İkinci yaklaşım ise dünyayı, geçmişteki gibi yine bir tarafta Amerika, diğer tarafta Rusya diye ikili bir dengeye oturtmak istiyor. Bugün dünyadaki çatışma işte bu kurulacak yeni denge konusunda yaşanıyor. Şu anda Bush`un Amerikası`yla Putin`in Rusyası anlaşmış durumda. Bunların karşısında da küresel sermaye farklı bir güç odağı olarak duruyor. Şu anda bunlar dışında bir siyasi hedefi olan başka bir güç odağı yok dünyada. Küresel sermayenin de dünya için biçtiği bir yönetim biçimi var.

-Nedir o?

          Küresel sermayenin bir ‘ılımlı İslam’ politikası var. İslam’ın kapitalizmle uzlaşmazlıklarının kaldırılması ve piyasa ekonomisine sokulması politikası bu. Küresel sermaye, ’İslam dünyasını Batı sisteminin ve pazarının içine sokarız ve böylece sorun biter’ diyor. El Kaide ise küresel sermayenin ılımlı İslam’ından tamamen farklı bir hedefi devreye sokuyor. ‘Müslümanlar dünyadaki düşman, öteki olsun’ diyor. Nitekim El Kaide`nin eylemleri sonucunda dünyada öyle bir İslam karşıtı cephe oluşuyor ki, ılımlı ya da radikal ayrımı yapılmadan bütün İslam ‘terörist’ kabul ediliyor. Böyle bir sonucu bir İslami odağın yaratmasının mantığı yok. Bunu Batılı bir odak yapıyor. Küresel sermayenin ‘ılımlı İslam modeli’ni ve siyasal İslam’ı tasfiye etmek için yapıyor bunu.

-Kapitalizmle çatışmayan bir ılımlı İslam’ı, Amerika niye yok etmek istesin ki?

          Çünkü küresel sermayenin İslam içinde bir örgütlenmesi, yapılanması var. Küresel sermaye petrole sahip değil ve petrol şirketlerini kontrol etmiyor ama petrolü üreten ülkelerin yönetimini ele geçiriyor. Yeltsin döneminde Rusya’yı da ele geçiriyordu. Şu anda Suudi Arabistan’daki para sahipleriyle küresel sermaye arasında da bir bütünleşme var. Amerika işte bu yapıyı tasfiye edecek. Yoksa Amerika, bir zamanlar kendi vilayetinden daha yakın telakki edilen Suudi Arabistan’daki rejimi neden değiştirmek istesin ki? Geçenlerde Bush yönetimine yakın bir isim, bir Arap zenginin ABD’den çektiği parayı Türkiye’ye sevk ederek Türk ekonomisini ayakta tuttuğunu yazdı, şikâyet etti.

-Türkiye’nin çatışmada yeri ne?

          Türkiye bugün, ılımlı İslam modeliyle küresel sermayenin yönetiminde olan en önemli ülkelerden biridir. Hükümetin Amerikan yönetimiyle arası iyi değil. Başbakan Erdoğan ‘Düğmeye bastılar’ diye şikâyet ediyor. Bush ve Putin yönetimleri, küresel sermayenin ılımlı İslam tezini ortadan kaldırmak istiyorlar. ‘Ilımlı İslam yok. İslam bir bütündür, hepsi radikaldir. Ya sekülerleşeceksiniz ya da yok olacaksınız’ diyorlar. Bunlar, İslam’ı siyasal olmaktan çıkaracaklar. Sonuçta, dünyadaki bugünkü çatışma mağaradaki bir adamla dünya arasında değil. Çatışma, küresel sermaye ile Bush’un Amerikası arasında yaşanıyor. El Kaide de, Bush ve Putin’in temsil ettiği cephe adına bütün provokasyonları yapıyor, küresel sermayenin ılımlı İslam modelini bitiriyor.

-Sizin küresel sermayeden kastettiğiniz nedir?

          Küresel sermaye, herhangi bir işletmeyi, şirketi, fabrikayı yönetmeyen, bunların da sahibi olmayan, sadece paraya hükmeden ve parayı kullanan gruptur. Finans kesimindeki bu kişilerin kullandığı paralar sadece kendi servetleriyle de sınırlı değildir. Çünkü bugünün dünyasında paranın sahibi ve kullananı farklıdır. Yani siz paraya sahip olursunuz, bu parayı bankaya yatırırsınız, bu parayı bankanın yöneticisi kullanır. Dolayısıyla küresel sermaye bugün dünyada kendi servetini çok aşan bir biçimde trilyonlarca dolara hükmeder ve ulus-devletler kadar güçlüdür. Üstelik bir coğrafyaya bağlı da değildir. Her yer onun mekânıdır. Amerika’nın yıkılması onu çok da rahatsız etmez.

   -Soroz bunlardan biri mi?

          Soroz, Rochild, Rockefeller küresel sermayenin temsilcileridir. Küresel sermayenin devleti aşan bir gücü var. Şu anda Amerika ve Rusya’daki yönetim, küresel sermayenin siyasal gücünü tasfiyeye uğraşıyor. El Kaide, küresel sermayeye ve İslam’a karşı kullanılıyor. Ama bazıları ‘Afganistan’da mağarada yaşayan bir Usame bin Ladin var, o bütün dünyayla savaşıyor’ diyor. El Kaide, sizin dediğiniz gibi bir operasyonun kod adıysa, sonuçta yine operasyonu yapan bir örgüt var demektir. Dünyanın bütün istihbarat örgütlerinin aradığı ama izini bulamadığı, bir anlamda dünyadaki bütün istihbarat örgütlerinin toplamından daha güçlü bir örgüt nasıl olabilir? El Kaide operasyonunu CIA yürütür ve Putin yönetimi de bunun farkındadır ya da ortağıdır. Diğer ülkelerin gizli servisleri ise operasyonu sadece anlamakla kalırlar. Amerika’ya karşı bir şey yapmak kolay mı? Zaten devlet operasyonlarında da gerçek hiçbir zaman ortaya çıkmaz. Kennedy’nin devlet tarafından öldürüldüğüne dair neredeyse kesin kanaat var ama bunun kanıtı asla ortaya çıkmaz. Burada da Amerikan istihbaratının kullandığı adamların adına El Kaide demişler. Yapılacak eyleme göre üç-beş kişi temin ediliyor ve o eylem yaptırılıyor. Bunlar örgüt falan değil. CIA tarafından kullanılan adamlar bunlar. Bu terörü devletler yapıyor. Bunları intihar saldırılarına falan sürüyor. Kendi ikiz kulelerini vuruyor. Buna, Amerikan siyaset yapımcıları karar vermiştir. Bush da bilmeyebilir. CIA da büyük bir gücün içerisinde sadece uygulayıcı organdır.

-CIA, ikiz kuleleri vurarak vatandaşlarını mı öldürdü?

           Eğer size bunun alternatifinin bir savaş olduğunu söyleseydi, ‘Bunu yapmasaydım savaşacaktım ve bu savaşta 1 milyon kişi ölecekti’ deseydi...

          İkinci Dünya Savaş’ında da benzer bir hesaplaşma, bir yerleri ele geçirme kavgası vardı ve sonuçta 50 milyon insan öldü. Şu anda dünyada çok düşük maliyetli bir savaş yaşanıyor. Bize de, çatışmanın tarafı olarak bir tarafta El Kaide, diğer tarafta bütün dünya gösteriliyor. Bunu kabul ederseniz bir sürü mantıksızlığın içine düşersiniz.

          -Ne gibi?

         Bugün, dünya savaşının sonucuna benzer sonuçlar yaratılıyor. Bunu bir avuç militanın yaptığını kabul etmek mümkün değil. Yani öyle bir güç var ki, yaptıklarıyla dünya yeniden şekilleniyor, ama bu örgütün içinden hiçbir ihanet çıkmıyor, ona para hiç tesir etmiyor, hiçbir bilgi sızmıyor. Niye? Çünkü El Kaide diye bir örgüt yok. Operasyonlarda projeye uygun olarak üç-beş Müslüman kullanılıyor. Ellerinde de zaten Afganistan ve Pakistan`da daha önce Sovyetler`e karşı yetiştirdikleri adamlar var. Militanlar çok kısa süreli istihdam ediliyor ve hatta eylemi yapanlar da ölüyor. Bilgi sızmaması için bütün tedbirleri alırlar. Mesela bazen militanın kendisi bile militan olduğunu bilmeyebilir. Adamı gizli servis için angaje edersiniz, al şu çantayı götür dersiniz. Uzaktan kumandayla çantayı patlatırsınız. Alın size bir intihar bombacısı işte. Bir kamyoncuya şu sütleri götür dersiniz. Yoldan geçerken de patlatırsınız. El Kaide’nin kendisi gibi bir de hayalet lideri var. O da ne görülüyor, ne bulunuyor. Böyle aranan biri, güçlü bir destek olmadan bu kadar uzun süre gizlenebilir mi? Gizlenemez, mümkün değil. Gizli servislerce saklanıyor olması lazım. İslam’la terör arasında bağlantıyı El Kaide kuruyor. El Kaide sayesinde artık Batı’da Müslüman denildiğinde akla terör geliyor. Her yanda Müslümanlar baskı görüyor. El Kaide’nin, İslam’la terörü böyle birbirine bağlamaktan amacı ne? İslam terörle özdeşleştiği zaman siyasal vasfını kaybetmek zorunda kalır. Amaç, İslam`la terörün özdeşleşmesi ve böylece İslam`ın bir düşünce, bir siyasal söylem olmaktan çıkarılmasıdır. Zaten bir siyasal fikri yok etmek istiyorsanız, önce onun içini düşünceden boşaltacaksınız sonra da o hareketi sadece eylemci yapacaksınız. Türkiye`de sol da böyle bertaraf edildi. Solun içi düşünce olarak boşaltıldı ve solcular sadece birer `silahlı eylemci` profiline dönüştürüldü. Kürt hareketi de böyle oldu. Sınıfsal hareket olarak başladı, terörist haline geldi. Bugün de Batı, İslam için aynı metodu kullanıyor. Amerikan derin devleti, siyasal İslam’ı böyle tasfiye ediyor.

 

-Siyasal İslam niye bitirilmek isteniyor sizce?

         

         Siyasal İslam dünyada solun yerini alıyordu. Batı toplumlarında da, ezilmiş insanlar İslam`ı bir kurtuluş dini olarak görüyordu. Şimdi hem İslam`ın içini düşünce olarak boşaltıyorlar hem de küresel sermayenin İslam ülkelerindeki egemenliğini bitiriyorlar. Yaşanan, ulusal-devletlerle küresel sermayenin kavgasıdır. Küresel sermaye devlete karşıydı ve devleti aşacaktı. Şu anda ulus-devletin egemenliği korunmaya çalışılıyor. Kapitalizmin üst ürünü olan küresel sermaye devletlerin kontrolü altına alınmaya çalışılıyor. El Kaide`nin eylemleriyle de, küreselleşmenin mekanizmaları yıkılıyor. Zaten dünyada İslam`ın yükselişi de İslam`ın kendi dinamikleriyle olmamıştı. Sovyetler`i kuşatmak için yaratılan Yeşil Kuşak projesi olmasaydı, biz bugün etrafta bu kadar namaz kılan adam görmezdik. Ama artık küresel sermayenin, Yeşil Kuşak ve siyasal İslam içindeki gücü görüldüğü için Yeşil Kuşak`ı ve siyasal İslam`ı bitiriyorlar.

-Bir de bizim PKK terörü sorunumuz var. PKK, pek başvurmadığı kanlı bir yönteme başvuruyor şimdi. Batı bölgelerindeki sivil hedeflere saldırıyor. Niye yapıyor bunu?

          PKK`nın kim olduğu belli değil, bölündü. Terör eylemlerini hangi parçası yapıyor ya da PKK mı yapıyor, çok şüpheli. PKK, İran ve Suriye`yle mücadelede. Amerika ve Avrupa terörist ilan etmiş. Barzani ve Talabani`yle geçinemiyor. Böyle bir örgüt, `Bu kadar düşman şu anda bana az, ben bir de TSK`yı üzerime çekeyim de, beni iyice ezsinler` der mi? PKK`nın tasfiyesini isteyen bir güç, adına PKK deyip eylem yapıyor. Mesela ben Barzani olsam böyle bir işi yaparım, PKK derdinden kurtulurum. Bu terör eylemleri sonucu eğer biz Türkiye`dekileri Irak`a doğru sürersek, orada zaten izole edilmiş olduklarından aç ve parasız kalırlar ve siyasi destekleri kalmadığından mecburen Barzani`nin emrine girerler. Bir örgüt silahla değil satın alınarak tasfiye edilir zaten. Şimdi de PKK`nın tasfiyesi isteniyor ve şu anki proje PKK`nın Barzani`nin kontrolüne girmesini sağlamaktır. Yapılan o... PKK`lılar paralı asker haline gelecekler...

NEŞE DÜZEL

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/11/2005 - Paris olaylarının altında yatan gerçekler

New York Metrosu'nda öldürülen 4 Mossad ajanı ve Paris yangını

 

   Soğuk Savaş sonraki Avrupa'nın güvenlik doktrininin temelinde göçmen tehdidinin yattığını bilelim. Avrupa Güney'den ve Doğu'dan gelen insanları, kıta için en ciddi tehdit olarak ön sıraya koydu.

   11 Eylül'den bu yana, Avrupa ülkelerinin hemen tamamının göçmen sorununu/tehdidini çözmek için arayışlara girdiğini, değişik projeler denediğini, Avrupa güvenliğinin göçmenlerin kontrol altına alınmasından geçtiğini düşündüğünü bilelim.

   Avrupa ülkelerinde "yabancı"ların entegrasyonuna ilişkin projelerin başarısızlıkla sonuçlandığını bilelim.

   Çok kültürlülük ve hoşgörünün sadece bir söylem olduğunu, 11 Eylül'den sonra   Avrupa'nın bu "değer"ini çok kolay gözden çıkardığını bilelim.

    Medeniyetler diyaloğu projesinin bizden başka kimsenin umurunda olmadığını, bizim gibi ülkelerin de bu söylemi hem çaresizlikten hem de siyasi rant elde etmek amacıyla kullandığını bilelim.

    Başta İngiltere olmak üzere, Avrupa'nın birçok ülkesinin, 11 Eylül sonrası değiştirdiği göçmen yasalarının, terörle mücadele yasalarının, iç güvenlik yasalarının "Avrupa değerleri" olarak yıllarca bize dikte ettirilen ilkelerden çok uzak olduğunu, insan hakları ihlalleri olarak görüldüğünü, yer yer faşizan uygulamalara gidildiğini bilelim.

    Batı'nın kendi içinde kendi şartlarını dayatarak entegrasyon projeleri uygularken bizim coğrafyamızda bütün ayrışma noktalarını istismar ettiğini, bütün farklılıkları düşmanlığa çevirmeye çalıştığını, etnik ve mezhep savaşları tezgahladığını bilelim.

Paris'in kenar mahallelerinde başlayan, yüzde elli işsizlik oranıyla yaşamaya mahkum olan, Fransa'nın üç yüz bölgesinde yayıldığı belirtilen, üçüncü hatta dördüncü kuşak olmalarına rağmen hâlâ "yabancı" görülen, kendilerini vatansız hisseden 12-20 yaş arasındaki çocukların öfkesi nasıl açıklanabilir? Yıllardır ırkçı uygulamalara maruz bırakılan, şimdi "ya sev ya terk et" denilerek ülkeden çıkarılmak istenen bu insanlar nereye gidecek? Sokağa çıkma yasağı, olağanüstü hal yasaları, onları düşman safına itmekten, daha da yabancılaştırmaktan, dışlamaktan başka ne işe yarayacak? Güvenlik tedbirleri Avrupa'nın kendisi gibi olmayanlara yönelik aşağılayıcı tutumunu, hastalığını tedavi edecek mi? Almanya'ya, Danimarka'ya, Belçika'ya, İspanya'ya ve diğer ülkelere yayılmasından endişe edilen gösteriler sonrası nasıl bir Avrupa göreceğiz? 11 Eylül'le birlikte hoşgörüsünü kaybeden, temel insan haklarını rafa kaldıran, sadece güvenlik merkezli politikalara bel bağlayıp özgürlükleri unutan Avrupa daha mı katılaşacak? 90 gün hiçbir suç isnadı olmadan, sorgusuz cezaevinde tutulan insanlar hangi sistemden adalet bekleyecek?

    Fransız halkı hükümetten daha sağduyulu. Anketler, halkın yüzde 70'nin hükümetin göçmen politikalarını onaylamadığını gösteriyor. Hükümeti onaylayanların oranı sadece yüzde 20. Yusuf El Kardavi, Fransa'daki Müslüman liderler sükunet çağrısı yapıyor. İngiltere Başbakanı Tony Blair'in danışmanı Tarık Ramazan, olayın dini bir hareket değil, ırkçılığa karşı tepki olduğunu söylüyor. Fransa'nın onların tek evi olduğunu, başka vatanları olmadığını, ama orada ayrımcılık, ırkçılık, aşağılanma, başörtüsü gibi değerlerinin yasaklanması, kendilerine hala sömürgeci gözle bakılması gibi uygulamalarla birlikte yaşamak zorunda olduklarını belirtiyor.

    Ama belli çevreler, "İslam tehdidi" söylemini öne çıkarıp, olayın yönünü değiştirmeye çalışıyor. Fransa, Cezayir yasalarının uygulamaya koyulurken dünyayı İslam tehdidi, uluslararası terörizm, El Kaide paranoyası ile uyuşturan çevreler, El Kaide'yi Fransa'daki gösterilerin itici gücü olarak gösteriyor. Evet, bu insanlar ezici çoğunluğu Müslüman. İçlerinde dini duyarlılığı yüksek olanlar da var, Fransa'daki başörtüsü yasağına yönelik derin duyarlılık da var ancak bu iddia bir palavra, Avrupa'nın kendi hastalıklarını gizleme telaşından başka bir şey değil.

    Müslüman diye bu insanlarla El Kaide ile savaştıkları gibi mi savaşacaklar? Oturdukları mahalleleri işgal edip, toplama kamplarına mı dolduracaklar? Paris sokaklarında Müslümanlara savaş mı açılacak? Batı ve ötekiler arasındaki çatışma, Paris sokaklarına mı indi? 21. yüzyıla dönük planlarının çatışmacı bir zihniyetle belirleyen, stratejilerini güvenlik ekseninde ve medeniyetler çatışma ön kabulüyle belirleyen güçler, bu kadar mı başarılı oldu?

    Olaylar devam ederken El Kaide adıyla bir açıklama gündeme geliyor. "Artık Avrupa'da doğan, ana-babaları Avrupalı ve Hristiyan olan çocukların Amerika ve Avrupa'yı vuracağı" iddia ediliyor. Yine tam bu sırada, İsrail'e yakın desenformasyon kanalları; isyanı El Kaide'nin yönlendirdiğini, örgütün Fransa'da 35 bin ile 45 bin arası, Almanya'da ise 25 bin ile 35 bin savaşçısı bulunduğunu, bunların Afganistan, Bosna ve Irak gibi ülkelerde eğitildiğini, Avrupa için bombaların patlama zamanı geldiğini, isyancıların Paris'i Bağdat'a çevirmeye çalıştığını, tehdidin bütün Avrupa'ya yayılacağını, örgütün savaşı Fransa'da başlattığını ve diğer ülkelerle devam edeceğini duyuruyor.

    Madem bu iddialar rahatça ortaya atılabiliyor bir iddia de biz ortaya atalım: Felluce saldırısı sırasında bu köşede Amerika'nın kitle imha silahları kullandığını yazmıştık. Kıyamet koptu. Dönemin ABD Büyükelçisi Eric Edelman oldukça yoğun mesai harcayıp bizi yalanladı. Ama şimdi bizzat Amerikan askerleri bunu doğruluyor.

İddia şu: Tarih 6 Temmuz 2005. CIA ve Fransız istihbaratı New York Metrosu'nda operasyon yapar. 4 İsrailli öldürülür, 5'i yakalanır. Gözaltına alınan bu kişilerin Mossad mensubu olduğu kesinleşir ve halen CIA ve Fransız istihbaratının elindedirler. Amerikan medyası, olayı sansürler ve New York Metrosu'nun terör saldırısına sahne olabileceği üzerinde durur. CNN, bildiği halde bu haberi yayınlamaz. Yani metro saldırısı önlenir. Kim engellenir? Mossad!

    Paris'teki olayları El Kaide'nin yönettiğini, Fransa ve Avrupa'nın diğer ülkelerinde binlerce el Kaide savaşçısı olduğunu, savaşın Fransa'da başladığını ama diğer ülkelere yayılacağını ve bombaların Avrupa'yı tehdit ettiğini iddia eden kim? Yine İsrail'e yakın desenformasyon kaynakları.

    Ne ilgisi var demeyin, belli güçlerin terör üzerinden hesaplaştığı gerçeğini unutmayın!

Not: Kaynak adres aşağıda. http://www.tomflocco.com/fs/CiaFrenchIntell.htm

 

                                                                  İbrahim KARAGÜL/Yeni Şafak


Tarih: 02:53, 9/11/2005

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/10/2005 - aaah benim memleketim...

Petrol yoksa çıkartma ruhsatı neden vermiyorsunuz!..                                                                     

                                                                                                                                         Vedat YENERER

Değerli okurlar, geçenlerde Türkiye-Suriye sınırında uydu verilerine göre petrol denizi olduğu iddiasını yazmıştım..Yazı sonrasında Silopi''de madencilik yapan Beşir Yılmaz aradı..
Yazacaklarımı lütfen iyi okuyun!...
Beşir Yılmaz telefonda. " Vedat bey, gelin Silopi''de Cudi eteklerine sizi götüreyim de petrolü kendi gözünüzle görün!.." diyerek feryat ediyordu..
"Nasıl yani!.." diye sorduğumda anlatmaya başladı..
"Biz aileden madenciyiz.. Irak sınırında yaklaşık 300 km ya da bir başka deyişle yaklaşık 150 milyon ton asfaltit madeni buldum.. Bu madeni bir süre resmi olarak işlettikten sonra devlet 1978 yılında " kamulaştırıyoruz" diyerek el koydu. Rezervin de 50 milyon ton olduğu iddia edildi. Madem asfaltit rezervi az, neden el koyuyorsunuz. Dünyanın neresine giderseniz gidin asfaltit maddesi bulunan her yerin altında petrol vardır. Silopi''nin altı da petrol denizidir. Yaz aylarında etraftaki ocaklardan resmen petrol akar ve Hezil çayına karışır. Gelin görün! Sadece petrol değil, burada çok zengin uranyum ve nikel madeni de var"
- Nereden biliyorsunuz?
"Türkiye''deki analizlere güvenmediğim için madenin her tarafından örnekler alarak Almanya''ya bizzat götürdüm ve analiz yaptırdım. Raporları gönderdim size ( Sonuçlar elimde Yatağan ve Tunçbilek''e göre iki misli rakamlar var) dünyanın en önemli uranyum madenlerinden birisi buradadır ve aktif haldedir.."
Beşir Yılmaz''ın anlatacak o kadar çok şeyi var ki makineli tüfek gibi ard arda sıralıyor. Ben de zaman zaman araya girip soru soruyorum..
- Petrol olduğunu nereden biliyorsunuz?
"Bu bölgede İngilizler 1967-87de petrol aramışlar. Açılan kuyulardan gökyüzüne doğru 100 metre kadar petrol fışkırmış. Ardından kapatmışlar ve betonlamışlar. Benim madenimin yanında da bu kuyudan var ve vanasını gelin birlikte açalım eğer beton ve civa basıp tıkamadılarsa bakalım ne kadar petrol fışkıracak. Dönemin köylüleri arasında hâlâ yaşayan görgü tanıkları var ve petrolün 100 metre kadar fışkırdığını görenler var."
Beşir Yılmaz konuştukça pür dikkat dinlemeye devam ediyorum..
"Vedat Bey, asfaltit maddesi olan her yerde petrol vardır. Eğer petrol yoksa bana neden petrol çıkartma ruhsatı vermiyorlar. Musul ve Kerkük''ün rakımı 80–100 metre civarındadır. Cudi Dağı''ndaki petrolümüz resmen Irak''a doğru akıyor ve başta İngilizler ve ABD bunu biliyor.."
Beşir Yılmaz bugünlerde Silopi''ye bile zor gider hale gelmiş. Devlet kamulaştırılacak diye el koyduğu madeni şimdi Turgay Ciner''in sahibi olduğu Park Holding''e devretmiş. Durum böyle olunca, Yılmaz da dava üstüne dava açmış ve yürütmeyi durdurma kararı aldırmış. Eğer tekrar el konulursa AİHM''ye başvuracakmış. Kısacası madeninin peşini bırakmıyor ama artık bölgedeki aşiret ağaları da onun peşini bırakmaz hale getirilmiş..
Bütün dava tutanakları elimde okudukça dehşete kapılıyorum..
Şimdi sıkı durun…
Beşir Yılmaz Başbakan Tayyip Erdoğan''a bu durum üzerine başvurmuş ve dilekçe vermiş dilekçede aynen şöyle yazıyor..
" Bürokrasi ve çeteler milletin hak ve hukukunu aramaktan bezdirmiştir. Televizyonda ve basındaki konuşmalarınızda "hortumcu çetelerin ve bürokrasinin üstüne gidilecektir" diyorsunuz Millet buna çok seviniyor..
25 yıldır gasp edilen madenimiz çete ve bürokratların, anayasa, kanunlar ve insan hakları hiçe sayılarak ihale yolu ile peşkeş çekiliyor. Allah''a ve sizin yüksek adaletinize sığınıyorum."
Beşir Yılmaz devlet tarafından el konulan mallarını ve bunun karşılığında devletin verdiği parayı yazıya eklemiş.. .
.

1- 35 km yol yaptım.

2- 500 bin ton hazır çıkarılmış kömürüm var.

3- 3,5 milyon metreküp hafriyat yapılmış.

4- Mazot tankları.

6- Dinamit ambarı.

7- Kantar ve kantar binası.
.

Resmi olarak bana ait olan ve vergisini ödediğim madenimde bugüne kadar yaptığım işler ve halen bulunan demirbaş ve çıkarılmış maden için ödenen para da 5.800.8000 TL..
(Buna resmen gasp ve devlet terörü denir!..)
Beşir Yılmaz Başbakan Erdoğan''a yazdığı dilekçede devam ediyor..
" Bu para halen bankada duruyor. Buna rağmen Türkiye Kömür İşletmeleri ihaleyi adamlarına ve hortumculara peşkeş çekiyor… ".
.
.

Beşir Yılmaz''ın bu başvurusuna Başbakan Erdoğan bugüne kadar cevap vermemiş..
Beşir Yılmaz''dan al ve ABD bağlantılı şirketlere ver…
Uranyum konusu da bir başka skandal…
Güneydoğu resmen petrol denizi üzerinde ve Türkiye ABD firmalarının peşinde "bize petrol bul" diye yalvarıyor… .
.
.

Korkunç iddialar devam ediyor:.

6 mühendisin kafaları kesildi.
.
.
TPİK diye Türkiye Petrolleri''nin kurduğu bir kurum yurt dışına petrol arama işlerine giriyor ve bugüne kadar milyar dolar zarar ediyor…
Beşir Yılmaz diyor ki: "Kimin hain kimin işbirlikçi olduğunu anlamak çok kolay!.. Eğer bölgede petrol yok ise neden bana petrol çıkartma ruhsatı verilmiyor. Ruhsatı verin 800 metreden petrolü çıkartmazsam ben bu ülkeyi terk ederim. MTA yıllar önce sondaj yaptı 480 metrede su bulundu ve ardından delici aletin ucu kırıldığı için sondaja son verildi. Herkes bilir sudan sonra petrol gelir. Biz yerli teknoloji ile 1200 metreye kadar sondaj yapabiliriz kimseye ihtiyacımız yok. İzni versinler siz görün petrol nasıl fışkıracak.."

Bu görüşmemizden bir gün sonra Beşir Yılmaz tekrar aradı ve Soma''da görevli bir mühendis ile görüşmemi isteyerek telefon numarasını verdi. Adını burada yazmak istemiyor.
Mühendis ile görüşmemde daha da çarpıcı gerçekler çıktı ortaya…
Altı ay kadar önce Cudi dağları eteklerinde bulanan 6 insan iskeletinin ne olduğunu bilip bilmediğimi sordu..ben de " bilmiyorum" dedim.
Mühendis ekledi " Bu iskeletler 18 yıl önce Cudi Dağı''nda kaybolan 6 Türk petrol mühendisinin iskeletleri. Kafaları kesilerek öldürülmüş.."
Dondum kaldım. Ne diyeyim. Kendisi de mühendis olduğu için yalan söylemiyordur diye düşündüm..
Ardından devam etti..
"Vedat Bey Türkiye maden bakımından dünyanın en zengin ülkesi. Siz Ödemiş yakınlarındaki Bozdağ''ın dünyanın en büyük altın rezervi olan dağlarından biri olduğunu biliyor musunuz?
Ama bu madenleri kimse çıkaramaz. Hata bu konunun üzerine giden gazeteciler öldürüldü..
Uğur Mumcu ve Çetin Emeç''in öldürülmeden kısa bir süre önce bu madenler üzerine gittiğini biliyorsunuz her halde…"

İlgiyle dinledim. O kadar çarpıcı şeyler anlattı ki, yazmaya sayfalar yetmez.. İddiaların hepsinin belgeli olduğunu söyleyen bu mühendis, gazete ve televizyon kanallarında hiçbir gazetecinin bu yönde bir haber yapamadığını ve milletin resmen uyutulduğunu örneklerle anlattı..

Beşir Yılmaz''a son sözüm " Bana anlattıklarınızı Genelkurmay''a anlatınız mı?" oldu.
Aldığım cevap da aynen şöyle..
" Vedat bey her şeyi belgeleriyle birlikte birkaç kez askeri büyüklerimize anlattım ama bugüne kadar bir arpa boyu ilerleme kaydedemedik!"..

Ne diyeyim, bu milleti korumaya yemin etmiş olanlar utansın!..

Son sözüm: "AB, ABD PKK''yı boşu boşuna özellikle bu bölgede güçlendirip milletin başına bela etmedi. Bölgeye gelecek barış ortamı Türkiye''yi ekonomik olarak uçuracak gelişmelere gebedir!.."

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Güneşin altında neler gizli kalabilir ki...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım